Dînî İbadetler ve Adâb

 


Dînî İbadetler ve Âdâb:


Her ne kadar birtakım tahrîfler vücûda gelmişse de İslâm'da ve diğer semâvî dînlerde en temel inanç tevhîddir. İslâm'da insanı tevhîde ve Allah'a mutlak itaâte ileten her türlü araç iyi; tevhîdin ve gereklerinin inkârına sebep olan veya tevhîde halel getirecek her türlü şey kötü sayılmıştır     

Tevhîdin merhalelerinden bir tanesi ibâdetlerde tevhîddir. Bu şu anlama gelir; kalbî itiraf ve ikrârdan sonra “erkân ile amel” tevhîde inanmanın tamamlayıcısıdır. İlâhî emrin uygulanması anlamına gelen ibâdet, Allah'a yakınlaşmak [ takkarrub ] niyetiyle yapılmalıdır. İbâdetlerde bazı sırların olduğu ve bu sırlara Kur'ân'ın yanı sıra haber ve hadîsler vâsıtasıyla anlaşılabilecekleri inkâr edilemez bir husûstur. Bununla birlikte, bazı kaynaklarda kişisel zevklere dayanan veya mezhebî kaygılarla yapılmış birtakım te'vîllerle karşılaşılmaktadır     

İbâdetler İslâm kültüründe furû-i dîn adıyla bilinen amellerden müteşekkildir. Usûl-i dîn adı verilen inançlar bütününün yanında furû-i dîn İslâm'ın prâtik yönünü oluşturmaktadır. İmâmiye Şîası'nın öğretilerinde furû-i dîni oluşturan ibâdetler şunlardır: Namaz, oruç, zekât, humus, hac, cihâd, iyiliği emir, kötülükten nehiy, tevellâ ve teberrâ. Fakat Ehl-i Sünnet, furû-i dînde, saydığımız ibâdetlerden bazılarına yer vermemiştir     

İslâm'daki dînî ibadetleri tahlîl ettiğimizde, toplumsal boyuta sahip olmayıp sadece bireysel yönü olan bir amele çok zor rastlarız. Bununla birlikte, yüzeysel bir bakış açısıyla bakıldığında, furû-i dîne ait namaz, oruç ve hac ibadetlerinin ibadî bir yöne sahip olduklarını, zekât, humus ve cihâdın ise daha çok iktisadî ve içtimaî yönü olduğu söylenebilir. Hattâ namaz, oruç ve haccın, zamansal açıdan, birbirlerinden farklı özellikleri haiz oldukları görülmektedir. Namaz günlük bir ibadet iken oruç, yılda bir kez yapılan bir ayla sınırlanmış bir ibadettir. Hac ise insanın ömründe bir kez yerine getirmesi gereken bir ibadettir.     

Namaz: İslâm dîninde, mükellef olan her insanın yerine getirmesi gereken ilk ve en önemli ibadet namazdır. Günde beş vakit olan namaz, Müslüman bireye îmân ve akîdesini hatırlatır ve insanın yaradılışın kaynağına, yani Allah'a ulaşmasında bilkuvve halinde bulunan manevî ve derûnî güçlerini bilfiil hale getiren bir vesîledir. Namazda Allah zikredilmeli, beşerî sorunlardan kurtulmak için namazdan yardım alınmalıdır. Bu bağlamda Kur'ân'da; “sabır ve namaz ile Allah'tan yardım dileyin” buyrulmaktadır (Bakara, II/45). Namaz, namaz kılanı kötülüklerden alıkoymaktadır (Ankebût, XXIX/35) ki, bireyi ve toplumu fesâda düşmekten alıkoyacak ve kötülüklerin kökünü kazıyacak bundan daha yüce bir hikmet yoktur     

Hatırlatılması gereken husûs, namazın sadece Müslümanlara has bir ibadet olmadığıdır. Bütün ilâhî şerîat ve dînlerde, her birinde kendine has şekliyle, namaza işâret olunmuş, namaz vesîlesi ile kul ve Tanrı arasındaki irtibât sağlanmıştır. Namaz, şekil itibariyle, cüz'î farklılıklara rağmen, muhtelif İslâm mezheplerinde kabul olduğu gibidir. Tekbîr ile başlar ve selâm ile sona erer. Kur'ân kendi dilinden Hz. İbrâhîm'in (a) isteğini şöyle beyân eder: “Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle” (İbrâhîm, XIV/40). Yine Kur'ân'da, Hz. İsmâîl'in (a) ailesine namazı ve zekâtı emrettiği geçmektedir (Meryem, XIX/55). Ve Allah Hz. Meryem'e (a) şöyle buyurmuştur: “Ey Meryem! Rabbine ibadet et; secdeye kapan, eğilenlerle beraber sen de eğil” (Âl-i İmrân, III/43). Ve Îsâ'nın (a) dilinden şöyle buyrulur: “Yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti” (Meryem, XIX/31). Allah İsrâil oğullarından aldığı mîsâkta onlar için birtakım vazîfeler belirledi ki bunlardan biri de namaz kılıp zekât vermeleriydi (Bakara, II/83). Elçisi Hz. Muhammed'e (s): “Ailene namazı emret” (Ta-Ha, XX/132) ve “Onlara [peygamberlere], hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekât vermeyi vahyettik” (Enbiyâ, XXI/73) buyuruldu. Namaz kılmak, üzerinden teklîfin sâkıt olduğu kimse hariç herkese farzdır     

Namazın nasıl kılınacağına gelince, İslâm şerîatında, cenaze namazı hâricindeki, tüm farz ve müstehap namazlar, dönüşümlü amellerden, yani rekat adı verilen, tekrarlanan belirli ritüellerden oluşmaktadır. Rekât ise, birinden diğerine geçişte müşahhas kuralları bulunan kıraâti de kapsayan kıyâm, rükû ve iki secdeden müteşekkildir. Namazların çoğunda ard arda gelen amellerde sadece bir rekât mevcût olduğundan rekat, namazın bir birimi olarak kabul edilmiş, rekat sözcüğü de bu kelimeden türetilmiştir. Bir rekâtlık vitr namazı dışında, bir rekât tek başıma tam bir ibadet olarak kabul edilmemektedir. Şerîatta her namaz, iki, üç veya dört rekattır. Mükerrer rekâtların tamamlanmasından sonra ancak selâm verilebilir     

Farz namazlar şöyledir; günlük namazlar, şartların tahakkuk etmesi halinde Cuma ve bayram namazları, güneş tutulması, ay tutulması, deprem gibi halkı korkuya dûçâr eden hâdiseler esnâsında kılınan âyât/korku namazı, tavâf namazı, cenaze namazı ve adak ve yemîn yoluyla insana farz olan namazlar     

Günlük Namazlar: Günlük on yedi rekât namaz, beş vakitte kılınmalıdır. Sabah namazı iki, akşam namazı üç, öğle, ikindi ve yatsı namazları dörder rekâttır. Sabah namazının vakti, ikinci şafağın başlamasından güneşin doğuşuna kadarki zaman dilimi; şer'î öğle vaktinden güneşin batışına kadarki zaman dilimi öğle ve ikindi namazlarının vakti (öğle vaktinin girmesinden sonra dört rekâtlık öğle namazının kılınacağı kadar vakit öğle namazının; güneşin batmasına yakın dört rekâtlık ikindi namazının kılınacağı kadar vakit ikindi namazının özel vakti olup bu ikisi arasındaki zaman dilimi iki namazın müşterek vaktidir); güneşin batışından şer'î gece yarısına kadarki zaman dilimi ise akşam ve yatsı namazlarının vaktidir (aynı şekilde, güneşin batışından sonra üç rekâtlık akşam namazının kılınacağı kadar vakit akşam namazının; şer'î gece yarısından önce dört rekâtlık yatsı namazının kılınacağı kadar zaman dilimi yatsı namazının özel vakti olup, aradaki zaman dilimi akşam ve yatsı namazlarının müşterek vaktidir). Yolculuk esnâsında, dört rekâtlık namazlar iki rekât olarak kılınır ki bu duruma seferîlik denir.     

Kur'ân'da namaz vakitlerine [ mevâkît ] işâret edilmiştir (bkz: İsrâ, XVII/78; Hûd, XI/114). Hadîslerde, öğle ve ikindi namazlarının ve yine akşam ve yatsı namazlarının ayrı kılınmalarının cem edilmelerinden daha fazîletli olduğu geçmektedir. Bununla birlikte, Hz. Peygamber (s) her iki hâletin de câiz olduğunu göstermek kastıyla iki namazı cem ediyordu (bkz: Meclisî, LXXIX, 335–40). Günlük namazlara başlamadan önce yapılması müstehap olan şeylerden birisi ezân okumak, diğeri kâmet getirmektir. Diğer farz namazlarda ise bunların yerine üç defa “es-salât” demek müstehaptır. Namazın fiillerinden bazıları rükündür ki bunları bilerek veya bilmeyerek terk etmek namazı bâtıl etmektedir. Diğerleri ise telâfîsi mümkün olan vâciplerdir (bkz: Kadûrî, I, 55 vd.; Gazâlî, 32 vd.; İbn Habîre, I, 74; vd.; İbn Rüşd, I, 88 vd.; Muhakkik Hıllî, I, 59 vd.; Şehîd-i Sânî, I, 52 vd.)     

Tahâret ve Namaz: Namazın ilk mukaddimesi, tahârete riâyet etmektir. Burada tahâretten maksat, abdest, gusül ve teyemmümdür. Abdest ve gusül, farz namaz kılmak, farz tavâfı yerine getirmek ve Kur'ân'a dokunmak için farzdır. Abdest, gusül ve teyemmüm, şer'î ıstılâhta hades adı verilen birtakım mânevî kirlerden arınmak için vesîledirler. Buna göre, abdest veya küçük tahâreti îcâb ettiren şey, küçük hades [ hades-i suğrâ ]; guslü veya büyük tahâreti îcâb ettiren şey, büyük hades [ hades-i ekber ] olarak isimlendirilir. Abdesti bozan etkenler, tuvalete gitmek ve uyumak ile bu iki eylemle irtibâtı bulunan başka bazı eylemlerdir. Guslü bozan etkenler ise, cenâbet, hayız ve ölüye dokunmaktır     

Su, İslâm şerîatında en öncelikli temizleyiciler arasında yer alır. Kur'ân'da “tahûr” olarak isimlendirilmiştir (Furkân, XXV/48). Gerek abdestte gerekse gusülde hadesi bertaraf eden şey sudur. Suyun olmadığı veya suyun daha mühim bir iş için gerektiği zamanlarda, abdest ve guslün yerine teyemmüm edilmesi gerekir. Abdest ve gusülde zâhirî temizlik gözle görülür bir halde iken teyemmümde yalnızca ilâhî hükme itaât söz konusudur. Bu bağlamda şu hadîse işâret etmek yerinde olacaktır ki Hz. Peygamber (s) buyurur: “Suyun ve toprağın rabbi ve hâlikı birdir” ( Fıkhu'r-Rızâ , 89).     

Mânevî kirlerden veya hadesten arınmanın yanı sıra namaz kılan, fıkıh ıstılahında “habes” adı verilen zâhirî kirlerden de arınmalıdır. Kirli cisimlere verilen bir isim olan habes, “necis” adıyla bilinir. Necisler pâk cisimlere temas ettiklerinde onları “müteneccis” ederler. Namazda ve diğer bazı ibâdetlerde mükellef olan birey bedenini, elbisesini ve namaz kıldığı yeri gerek necis, gerekse müteneccis maddî kirlerden arındırmakla vazîfelendirilmiştir. Namaz ve diğer bazı ibâdetlerin mukaddimesi sayılan hadesten veya mânevî kirlerden arınmanın kendisi de bir tür ibâdettir. Bu yüzden bu ibâdeti yerine getirirken Allah'a yakınlaşma ( kurb ) niyeti taşımak şart koşulmuştur. Diğer taraftan habesten yani zâhirî kirlerden arınmak, sadece namazın zâhirî şartlarını yerine getirmek için yapılan bir uygulama olduğundan niyet gerekmemektedir.     

Abdestte yüzü saçların çıktığı yerden çeneye kadar, devamında da kolları önce sağ sonra sol kol olmak üzere dirsekten parmak uçlarına kadar yıkamak ve sonra başın ön kısmını ve önce sağ sonra sol ayak olmak üzere parmak uçlarından ayak üzerindeki yüksekliğe kadar ayakları mesh etmek gerekir (Kur'ân'da abdestin şekline ilişkin ayet için bkz: Mâide, V/6). Ayakları mesh etmek İmâmiye'nin görüşüdür. Ehl-i Sünnette ise meşhûr olan görüş ayakların yıkanmasıdır. Gusülde ise tertibî şeklinde önce baş ve boyun, daha sonra sırasıyla bedenin sağ ve sol tarafı yıkanır. İrtimasî gusül adı verilen diğer şeklide ise bedenin tamamının suya girmesi ile gusül tamamlanmış olur. Teyemmüm ise ellerin pâk toprak üzerine (bir veya iki kez) koyulup veya vurulup önce saçların çıktığı yerden burnun üst kısmına kadar yüze sürülmesi ve sonra önce sağ sonra sol el üzerine mesh edilmesi ile yapılır. Bununla birlikte, “Sa‘îd” (yer) kavramı üzerinde fıkıh mezhepleri arasında görüş ayrılığı vardır.     

Gusülün diğer gusüllerden ayrılan bir türü de ölüye ( meyyit ) dokunma guslüdür. Bu gusülden maksat ölüyü defnetmek için hazırlamaktır, bir ibâdeti yerine getirmek değil. Bu gusülde, şer'î bir görev olan tahâret şartını yerine getiren gâsil (gusül veren) gusül verilen kişiden başka birisidir. Bu nedenle İslamî defnetme işlemi olan bu amele “tağsîl” adı verilir (Kadûrî, I, 5 vd.; Gazâlî, 4 vd.; İbn Habîre, I, 50 vd.; İbn Rüşd, I, 7 vd.; Muhakkik Hıllî, I, 11 vd.; Şehid-i Sânî, I, 12 vd.).     

Kıble: Kıble, fıkhî açıdan namaz kılan kişinin yöneldiği yöndür (bkz: İbn Rüşd, I, 111–3; Muhakkik Hıllî, I, 65–8). Bunun yanı sıra ibâdetle ilgili olan veya olmayan kurban gibi diğer bazı bahislerde kıbleye yönelmek veya kıbleden yüz çevirmek konu edinilmiştir. Buna göre, fıkıh dâiresinin dışında genel İslâm kültüründe kıble, tüm dünya Müslümanları tarafından mânevî ve rûhânî bir kutup olarak kabul edilmiştir. Müslümanlar kıbleye yönelerek Allah'a yakınlaşmayı istemektedirler. İslâm dâvetin başlangıç yıllarında Beytü'l-Mukaddes kıble tayin edilmiş, bir süre sonra Hz. Peygamber'in (s) beyânı ile Mekke'deki Kâbe kıble olarak kabul edilmiştir (Bakara, II/144; 149–50). Bu nedenle Beytü'l-Mukaddes İslâm geleneğinde atîk ve ilk kıble sıfatıyla tanınmaktadır.     

İslâm fıkhına göre Kâbe'de bulunan birisi için namazda kıbleye yönelmek farzdır. Harem içerisinde veya Mekke dışında bulunanlar içinse Mekke'ye yönelmek kifâyet etmektedir. Bununla birlikte savaş ve korku anında kıbleye yönelmek farz değildir.     

Cemaât Namazı: Günlük namazları cemaâtle edâ etmek müstehap, şartların oluşması durumunda Cuma ve bayram namazlarını cemaâtle kılmak farzdır. Fakat “istiskâ” namazı dışında nâfile ( mendûb ) namazları cemaâtle kılmak câiz değildir. Cemaât namazı ile ilgili ilk rivâyet Ebû Tâlib dönemine aittir. Hz. Peygamber (s) ve Hz. Alî (a) cemaât namazı kılarken oradan geçen Ebû Tâlib, oğlu Câfer'e: “Oğlum! Amca oğlunun yanında namaz kıl” demiş, Câfer'in kendisine uyduğunu ihsas eden Hz. Peygamber bu iki memûma namaz kıldırmıştır (bkz: İbn Bâbûye, 410). Kur'ân'da iki ayette rükû edenlerle (namaz kılanlar kastedilmektedir) rükû edilmesi emredilmiştir ki her iki ayette de Müslümanlara hitâp edilmemiştir. Bir yerde ayetin gelişinden Yahûdîlerin muhatap alındığı anlaşılmakta olup (Bakara, II/43), diğer yerde Hz. Meryem'e (as) hitap olunmuştur (Âl-i İmrân, III/43).     

Her iki fırkanın (Şîa ve Ehl-i Sünnet) rivâyetlerinde cemaât namazının fazîletinin vurgulandığı çok sayıda hadîs vardır. Cemaât namazının etkilerinden bazıları şu şekilde sıralanabilir: 1- Farzları tam olarak bilmeyenler öğrenirler; 2- Üç kuşak (genç, orta yaş ve yaşlılar) salahiyet sahibi bir imama uyarak aralarında hiçbir fark gözetmeksizin yan yana durmaktadırlar; 3- Sınıfsal ve zâhirî farklar ortadan kalkmakta, ırksal ayrımcılıktan ve tefrika yaratan diğer unsurlardan uzak durulmakta, tek bir dil ve tek bir kalple Allah'a ibâdet edilmektedir (bkz: Kadûrî, I, 78 vd.; Gazâlî, 55 vd.; İbn Habîre, I, 106 vd.; İbn Rüşd, I, 140 vd.; Muhakkik Hıllî, I, 122 vd.; Şehîd-i Sânî, I, 116 vd.).     

Cuma Namazı: Kur'ân'da Cuma adıyla isimlendirilen bir sûrede Müslümanlar Cuma namazına katılmak ve alışverişi bırakmakla görevlendirilmişlerdir. Cuma namazı öğle namazının yerine geçen bir namazdır. Cuma namazında imam namazdan önce iki hutbe okumaktadır. Ehl-i Sünnet mezhebinde Cuma namazı aynî farz olarak görülmektedir, fakat İmâmiye Şîası'na göre aynî farz oluşu İmam'ın zuhûruna veya İmam tarafından atanmış bir vekîlin varlığına bağlıdır. Gaybet döneminde diğer şartların oluşması durumunda Cuma namazı ertelenmiş [ tehîrî ] farz olarak isimlendirilir. Meşhûr olmayan görüşlere göre kimi zaman gaybet döneminde Cuma namazı aynî farz olarak görülmüş kimi zaman ise halk Cuma namazından nehyedilmiştir (daha fazla bilgi için bkz: Meclisî, LXXXVI, 123 vd.).     

Toplumsal açıdan Müslümanların bir yerde toplanıp birbirlerinin durumundan haberdâr olmaları ve ayrıca toplumsal meseleler hakkında bilgi edinmeleri mevcût duruma yönelik çözüm yolları geliştirmelerini mümkün kılmaktadır. Bir araya toplanmanın bir diğer faydası toplumsal bilincin oluşmasını sağlamasıdır.   

Bayram Namazları: Müslümanların iki büyük bayramı olan Ramazan [ Fıtr ] ve Kurban [ Edha ] bayramlarında kılınan namazlar Cuma namazıyla aynı şartlara sahiptirler. Bayram namazlarından Fâtiha ve zammı sûrenin ardından ilk rekâtta beş, ikinci rekâtta dört defa, aralarda tekbîr getirilerek, kunût okunmaktadır. Namazın iki hutbesi, Cuma namazının aksine namaz kılındıktan sonra okunur.